Anasayfa > Anasınıfı > PDR Rehberlik
PDR Rehberlik

SAĞLIKLI NESİLLER YETİŞTİRMEDE AİLENİN SORUMLULUKLARI
    
Çocuk gelişimi fiziksel ve ruhsal gelişim süreçlerinin birlikte sağlıklı bir şekilde ilerlemesi bütünsel sağlık açısından çok önemlidir.  Sözü edilen bu gelişim süreçleri bebek anne karnında iken kontrol ettirilerek Fiziksel ve zihinsel problem olup olmadığı anlaşılır Olumsuz gelişen süreçlerde bebek doğduğunda neler yapılacağı nasıl eğitim ve öğretim alması gerekliliği araştırılır ve aile karar verir. Doğduğunda fiziksel ve zihinsel problemi olmayan bebek doğduktan sonrada çeşitli dış nedenlerden dolayı fiziksel, ruhsal ve zihinsel problem sahibi olabilirler. Hatta hiç bir fiziksel problemi olmayıp sosyal uyum ve iletişim problemleri yaşan çocuklarımız olabilir. Tüm bu gelişim süreçlerinde aileye ve ebeveynlere önemli sorumluluklar düşmektedir. Anne ve babanın birbiri ile olan ilişkisi, birbirine karşı olan tutum ve davranışları, yaşam biçimleri, görev ve sorumluluklarını yerine getirmede takındıkları tavır ve davranışları, kendi yakın çevreleri ve komşuları ile olan sosyal ilişkileri çocuklarının kişisel psikolojik ve sosyal gelişimleri açısından çok önemlidir. Ailenin çocuklarının temel ihtiyaçları olan ( Maslow ‘un Hiyerarşi Piramiti' nde olduğu gibi )  yeme, içme, barınma, eğitim giyinme, eğitim ve yaşayabileceği güvenli ortam sağlama, manevi ihtiyaçları olan, çocuklarını sevmek saymak, öz güvenin i geliştirmek ve kendini gerçekleştirmede yardımcı olmak istismara karşı korumak gibi hakları DÜNYA ÇOCUK HAKLARI kitabında çocukların yasal haklar olarak yer almıştır. Dolayısı ile de çocuğa bakan aile, çocuğun bu gereksinimlerini beklentisizce karşılamak zorundadır.

ÇOCUĞUN PSİKOLOJİK VE SOSYAL GELİŞİMİNDE ANNE BABA TUTUMLARI NASIL OLMALI

- Annenin huzurlu ,mutlu sakin bir hamilelik geçirmesi

- Annenin hamile iken ve daha sonra dengeli ve sağlıklı bir beslenme alışkanlıkları geliştirmesi çocuğun sağlığı ve olumlu örnek teşkil bakımından çok önemlidir ı (içki sigara vb. gibi maddeler kullanmaması)

- Bebek doğar doğmaz anne ile teması sağlanmalı en az 1 yıl anne sütü ile beslenmeli.

- Bebek doğduğu andan itibaren koşulsuz sevildiğini değer verildiğini hissetmeli.

- Çocuğa mümkünse 3 yaşına kadar annenin kavgasız ve gürültüsüz ortamda sevgiyle bakmalı.

- Eğer anne bakamıyorsa, güvenilir bir ebeveyn tarafından çocuğun evinde sevgiyle bakılmalı.

- Sık sık bakıcı değiştirmek çocuğun güvenini sarsar, Anne ve Babaya karşı güven duymamaya başlar, çocuğun öfkeli ve kaygılı kişilik gelişimine neden olabilir.

- Eğer çocuğa bakıcı bakıyorsa güvenilir olması, her türlü çocuk istismarına karşı ev içinde, sokakta,    alışverişte, komşularda, her yerde çocuğumuzu kollamalıyız.

- Onunla kaliteli zaman geçirmeye özen göstermelidir.

- Özellikle cinsel istismara karşı çok dikkatli olmalıyız ve bu konuda çocuğumuza anlayacağı kaygılanmayacağı bilgiler ve kurallar öğretebiliriz. Örneğin, yabancılardan bir şey almamak gibi.

- Çocuğumuza sözel ve fiziksel şiddet uygulamamalı, böyle ortamlardan uzak tutmalıyız.

- Anne- Baba çocuğunu her türlü istismardan uzak güvenli bir ortamda sevgiyle büyütmeliler

- Anne-Baba veya Ebeveynler çocuklarına sınırsız sevgi değil, disiplinli sevgi sunmalılar

- Çocuğun her istediğini yapamayacağı, başkalarının hakkına saygılı olması, kurallara uyma gerekliliği anlayacağı dilde izah edilmelidir.

- Demokratik aile modelini uygulayarak, çocuğun fikirleri sorulmalı uygun olmayan düşüncelerin nedenleri ve doğrusu anlatılmalıdır.

- Tabii ki çocuk eğitiminde çocuğun neyi ne kadar yapabileceği, nerden nasıl zarar göreceği anlayacakları dilde sakin ses tonu ile anlatılmalı.

- Ev içinde, hayatı paylaşmak adına, yapabileceği sorumluluklar verilerek, hayat becerilerinin gelişmesine ve öz güven duygusunun gelişmesine yardımcı olunmalıdır.

- Başarılarını küçük şeylerle ödüllendirmeli, olumsuz deneyimlerinde ise tekrar denemesi için cesaretlendirilmeli ve yardımcı olunmalıdır.

- Kusurlarını ve hatalarını başkalarının yanında yüzüne vurmak yerine, baş başa kalarak sakince doğrunun ne olduğu örneklerle anlatılmalıdır.

- Çocuklar asla başka çocuklarla kıyaslanmamalı, hor görülmemeli, aşağılanmamalı, duygusal ve fiziksel durumları ile alay edilmemelidir.

- Çocuğun barınma, beslenme, sağlık, eğitim giderlerini karşılamalı, çocuğu mağdur ve mahcup etmemeli, gerekli şeyleri ihtiyacı olduğu kadar almasını sağlamalı, aşırı tüketici birey olmanın olumsuz yanları anlatılarak bilinçli tüketici olması yönde yetiştirmelidir.

- Çocuğun en önemli bilgi kaynağı, kahramanı, idolü Anne ve Babadır. Bunun için anne baba yaşam tarzı, davranış biçimlerini olumlu yönde geliştirerek çocukları için iyi örnek oluşturmalılar. Örneğin. Sigara ve alkol alan bir babanın, bağırıp çağıran öfke dolu babanın çocuğu da aynı davranışları sergilemesi olasıdır.

- Çocuk okula başladığında okul ve öğretmenle işbirliği yaparak,  değişim ve gelişimlere ayak uydurmak, olumlu yönde katkıda bulunmak için çaba sarf etmeli, onunla ilgilenmelidir.

- Çocuğun yetiştirildiği sosyal çevreye dikkat etmeli, kendine gelecek olumsuz tavırlara karşı hayır demesinin gerekliliği anlatılmalıdır.

- Çocukla iletişimde aktif dinleyici olmalı, ona zaman zaman evet- ilginç gibi kelimeler eğer bildirimlerde bulunarak onu gerçekten dinlediğiniz hissettirin

- Çocuklarla konuşurken yukardan değil, çocuğun göz hizasına inerek, gözlerine bakarak hafifçe elini tutarak konuşursanız iletişimin güvenirliliğini ve kalitesini artırır.

- Çocuğun sorduğu sorulara onun anlayacağı dilde gerektiği kadar bilgi vermelidir.  Sıkıcı uzun konuşmalardan kaçınmalıdır.

- Çocuğumuz duyguları, duygusal durumları ile alay etmemeli (erkekler ağlamaz, ne ağlıyorsun kız gibi)

- Onu anlamaya çalışmalıdır dokunuşlarla ona sevgimizi desteğimizi hissettirmeliyiz.(sırtını sıvalamak gibi)

- Çocukla bir olayı konuşurken onunla empati kurun ve neler hissettiğini anlamaya çalışarak onun duygularına değer vererek onu anlamaya çalıştığınızı hissettirerek konuşun.

- Çocuğunuzla olan ve aile bireyleri ile olan iletişiminizde açık, dürüst, saygılı, tutum takının ve sürekli aynı tutarlılıkta olun.

- Anne baba çocukla ilgili konularda kurallar koymada ve uygulamada kararlı ve tutarlı davranışlar sergilemeli, konuyla ilgili fikir ayrılıkları çocuk önünde tartışılmamalıdır.

- Anne-baba çocukların gereksiz istek ve davranışlarının sınırlarını bilmesinde yardımcı olmalı ve bu konuda taviz vermemelidir.

- Aileler çocuklarını küçüklükten itibaren elektronik aletlerden uzak tutup daha çok emsalleri ile paylaşım yaşayacağı, iletişim becerilerini geliştirmesinde yardımcı olacağı oyun ve aktivitelere yönlendirmeli, teşvik etmeli olanak sunmalıdır.

- Ergenlik çağında çocukların değişken ruh ve davranış hallerine uzman ile görüşerek çocuklarına bu sıkıntılı dönemlerinde sabırla, sevgiyle yardımcı olmaya çalışmalıdır.

- Gerek çocukken gerekse ergenlik çağında iken çocuğun sorduğu sorulara yalan söylemeden sert tepki koymadan dürüstçe cevap verilmeli, asla yalan konuşmamalı (Bu güvenli ilişki için en önemli davranış biçimidir.)

- Anne –baba bilmediği konuları biliyormuş gibi yapıp yanlış bilgi vermemeli. Bilmediğini açıklıkla söylemeli,

- Anne baba ya da ebeveynler çocuğunun kendileri ile paylaştığı sırları başkasına anlatmamalı, yüzüne vurmamalı ona güvendiğini, çocuğunda kendisine güvenebileceğini hissettirmelidir.

- Çocuk olumsuz tutum ve davranışlarda ısrar ediyorsa, aile buna kayıtsız kalmamalı ya da görmezden gelmemeli.  Kendisine, yaptığının olumsuz olduğunu bildirecek geri bildirimler bulunmak için sevdiği şeylerden mahrum ederek kendisinin yaptıklarını sorgulama ve düşünme fırsatı verilmelidir.

- Meydana gelen olumsuz durumlarda, yargılayıcı, suçlayıcı değil, yaptığının karşıdaki kişide oluşturduğu duygu durumunu dillendirmelidir.  Öncelikle olumsuz davranışları değil de, olumlu davranılsaydı neler hissedileceği konuşulursa daha olumlu pekiştireç gerçekleşir

ÖRNEK: Yemek yemezsen çok üzülür ağlarım ( duygusal baskı ve zorlama var)

- SEN YEMEK YEDİĞİNDE BEN ÇOK MUTLU OLUYORUM. Kendi tercihine bırakıyorsunuz

Dersini yapmazsan TV seyredemezsin yerine DERSİNİ BİTİRDİĞİNDE SENİNLE GÜZEL FİLM SEYREDEBİLİRİZ gibi yönergeler daha pozitif içerikli.

- Empati kurmayı öğrenmesine yardımcı olunmalı. Mesela:  Sen onun yerinde olsaydın ne hissederdin?

- Yapılan olumlu şeyler küçük ödüllerle ya da övücü sözel geri bildirimlerle pekiştirilmelidir.

- Çocuklar anne- babalarının veya ebeveynlerinin, kendisini her şartta ve her zaman, beklentisizce sevdiğinden, değer verdiğinden ve gerektiğinde koruyacağından emin olmalı güven duymalıdır.

OLUMSUZ TUTUM VE DAVRANIŞLAR
     Anne-Baba genellikle çocukları kendi istekleri doğrultusunda yönlendirerek kendilerince çocukları için en iyi olan geleceği kurmaya ve o doğrultuda meslek seçmeye yönlendirirler veya kendilerinin çok isteyip gerçekleştiremedikleri hayallerini çocuklarının gerçekleştirmesini beklerler. Oysaki onlar farklı bir birey olarak doğmuşlardır ve düşünceleri de farklı olacaktır. Çocukların farlı düşüncelerine İsteklerin, farklı duygularına, farklı hayallerine saygı duymalı,   Çocukların kendi gelecekleri hakkında kendilerinin karar vermelerine yardımcı olmalısınız. Aileye bu durumda düşen görev ve sorumluluk ise Çocuk kendi yeteneklerine, yapabileceği şeylere yönelik,  çok para kazanmaktan ziyade mutlu olacağı mesleklerde çalışması için kararlar almasında yol gösterici olmaktır.  Bunun içinde çocuğumuzun kendi farkındalığını kazanmasına yardımcı olunabilir.

     Bazı aileler,  çocuklarının sorumluluklarını yerine getirmelerine olanak vermeden kendileri çocuklarının yerine çalışırlar. Mesela öğrencinin proje ödevini yüksek not alsın diye veliler yapar Çocukların odalarını anneler toplar, çocuk odasını toplasa bile anne beğenmez yıkar yeniden yapar. Bu çocuğun sorumluluk duygusunun gelişmemesine neden olur, öz güvenini ve öz saygısını zedeler. Özellikle ergenlik çağında (11-18 yaş) çocuklar odalarına girilmesini istemez, ama anne babalar, bu isteği önemsemez,  aniden odaya girebilirler. Yine ergen çocuklarının büyüdüğünü ve onlara bir büyük gibi davranılması gerekliliğini ihmal ederek, katı otoritelerini devam ettirmeye çalışırlar. Aile içi iletişim bozulur, bu defa genç dışardaki arkadaş guruplarına karışmaya onlar gibi davranmaya başlar. Bu durum tehlikeli sonuçlar doğurabilir çocuk yasa dışı işlere karışabilir. Bu yaşlarda, büyüme isteği, kendini ispat etme, otoriteye karşı gelme, karşı cinse ilgi duyma, hormon değişiminden kaynaklanan, zaman zaman sinirlilik hali, ani öfke patlamaları, ani duygu durum değişiklikleri yaşayabilir Aile çocuğunu sabırla anlamaya ,ondaki bu değişikliklerin nedenini bilerek sabırla sevgiyle ilişkisini sürdürmeye çalışmalıdır.

     Ayrıca özellikle ilköğretim sıralarında, Veliler kendi aralarında toplanıp sınıftaki diğer çocuklar hakkında asılsız ve abartı olumsuz fikirler geliştirip, yanlış bilgiyi kendi çocuğuna aktararak sınıf içindeki ahengin bozulmasına neden olarak çocuğun sosyal ilişkiler geliştirmesine zarar vermektedir.

     Bırakın çocuklar kendi arkadaşlarını kendileri seçsin,  anlaşıp anlaşamadıklarına kendileri karar versin.

AİLELERİN ÇOCUKLARDAN BEKLENTİSİ
OKUL BAŞARISI BEKLENTİSİ
    
Bir çok aile kalabalıklaşan Dünyada  çocuklarının  geleceği ile ilgili kaygı  taşımaktadırlar. Dolayısı ile akademik anlamda  iyi okullarda okuyup, iyi bir iş sahibi olmalı ve iyi para kazanmalı diye düşünürler. Bunun içindir ki ailelerin çocuklarından beklediği en büyük beklenti     OKUL BAŞARSI dır. Dolayısıyla Çocuğun  okula başladığı günden itibaren tüm  sınavlardan en yüksek notlar  almasını  isterler beklerler. Böylece istekli   öğrenmeye dayalı değil, yüksek not almaya dayalı , ailenin beklentisini gerçekleştirmeye dayalı  kaygı dolu eğitim süreci  yaşanmaya  başlar. Çocuk ebeveynlerini üzmemek adına  yada onların kendilerini  başkalarıyla kıyaslamalarından,  olumsuz eleştirilerinden korkarak sınava girerler. Sınav öncesi bazı evlerde hayat adeta durur . Ev halkında özellikle anne ve babada heyecanlı bir bekleyiş başlar ,ailenin sosyal hayatı sınav var diye kesintiye uğrar .Çocuğa yeterince çalışmadın daha çalış ,daha çalış diye baskı yapılır. Bu durum çocuk daha sınava girmeden kaygıyı zaten yükseltir. Dolayısı ile de   Sınava girerken öğrencinin aklında tek şey vardır YA YÜKSEK NOT ALAMAZSAM . Bu düşünce kaygıyı  kontrol edilemez hale getirir. Kontrol   edilemeyen kaygı vücutta gerginliğe neden olur ve fiziksel rahatsızlıklar ( karın ağrısı , baş ağrısı, mide bulantısı kusma ,terleme  kalp çarpıntısı  dolayısıyla da öğrencinin bildiklerini kağıda dökememesine, hatta bayılmasına  neden olabilir.

     Aile sakin olmalı, çocuklarına güvenmeliler ve çocuğa kendisiyle ilgili işlerin  kendi sorumluluğu olduğunun üzerinde durmalılar, ama gerektiğinde yardıma hazır olduklarını hissettirmeliler. Bu eğitim küçük yaştan itibaren çocuğa yapabileceği işlerin sorumluluklarını vererek , düzen ve disiplin içinde yerine  getirmesini sağlamalılar. Gerçekleştirilen çabaları övgülü sözler söyleyerek  çalışmaya değer vermeli ve taktir etmeli.

     Biz kendimiz  ve çocuklarımız olarak, hayatta İYİ VE BAŞARILI insan olmak için  ,yüksek not almanın , iyi okullarda okumanın yeterli olmadığını, çevreye duyarlı, çevresiyle uyum içinde, nerde nasıl davranacağını bilen ,saygılı, iyi dostluklar kurabilen, doğaya saygılı, vatanına bayrağına ,milletine saygılı  İnsancıl kurallara uyabilen ,problem çözme yeteneği gelişmiş  kişiliğe sahip olmak gerektiğini dillendirmeliyiz.

GERÇEK BAŞARI NEDİR?
    
Kişinin sahip olduğu fiziki yapısıyla, sağlıklı bir psikolojik  yapı geliştirmesi, bulunduğu sosyal  çevre ile uyum içinde yaşaması  ve  yetenekleri  doğrultusunda  amacını  gerçekleştirip, hayatın zorlukları ile başa çıkarak, mutlu bir şekilde  hayatını sürdürebilmesidir. Diğer bir deyişle; Başarılı olmak  kişinin duygusal zekası ile akademik başarısını birlikte kullanabilmesi  demektir.

BAŞARI BEKLENTİSİNDE DİKKAT EDİLECEK NOKTALAR
     Anne babalar çocuklarının başarılı olmalarını istemekte elbette haklılar. Ancak başarılı olmak için bir takım fiziksel ve ruhsal alt yapı gerekmektedir.  Fiziksel olarak engellerin olmaması ve zihinsel anlamda engellerin olmaması ve tabii ki psikolojik anlamda da iyilik hali olması gerekir. Çocuğumuzun bütünsel varoluşunu olduğu gibi kabul edip, bu var olmuşluk içinde yeteneklerini ve kabiliyetlerini ortaya çıkararak ilerlemesine, eğitim almasına ve başarılı olmasına yardımcı olmalı ve beklentimizde bu seviyede olmalıdır. Bu şekilde kazanılan başarı çocuğun kendi başarısı olur ve ebeveynler tarafından ödüllendirilmesi gerekir Ayrıca çocuğun başarılarını övmek onunla  gurur duyduğunuzu  söylemek,  çocuğun, öz güveni, öz saygısını geliştirip, kendisi  ve   sosyal çevresine kendisini ifade edebilmesini, sağlıklı mutlu ilişkiler geliştirmesine neden olur. Başarısız olduğu deneyimlerinde de yermek yerine,  her olumsuz deneyimden de çok şeyler öğrendiğimizi ve sonraki denemede bu öğrendiklerimizi uygulayarak başarılı olabileceğimizi söyleyip cesaretlendirmeliyiz.

     Aileler çocuklarının yeteneklerinin ne olduğunu öğrenmeye çalışarak, ( çoklu zekâ kuramına göre)   yeteneklerini keşfetmesini sağlayacak imkânlar ve deneyimler yaşamasına olanak sağlamalı ve çocuklara bu konuda yol gösterici yardımcı olucu rol üstlenmeleri gerekir.

     Çocuğun yetenekleri ile yapmak istediği uğraşı, meslek ya da hobisinin örtüştürerek bu konuda deneyim kazanması (olumlu yada olumsuz) kendi farkındalığını kazanmasına, öz güvenin gelişmesine Girişimci ve araştırmacı ruhu kazanmasına neden olacaktır.

KAYGI NEDİR?
- Sevilmeme, olumsuz eleştiri alma, dışlanma ve kötü şeyler olacak hissi

- Verilen görevi yerine getirememe, başarısız olma korkusudur.

- Gelecekte neler olacağını bilememe  ( belirsizlik ) korkusudur.

- Baş edemeyeceğim kadar kötü şeyler olacak korkusudur.

- Sahip olduğu şeyleri ya da sevdiklerini kaybetme korkusu

     Tüm bu gibi ve daha bir çok sebeplerin yaratacağı olumsuz koşullardan kaynaklanan duygusal gerginliklerin yarattığı AŞIRI SIKINTI DUYMA haline KAYGI denir.

     Kaygı duymak, üzülmek, öfkelenmek, ağlamak utanmak gibi duygular insanca ve normal duygulardır. Anormal olan bu duygularımızı kontrol edememek ve duygularımızın bilincimizi kontrol etmeye başlamasıdır.

     Kişilerin kendi yaşam süreçlerinde, kendilerinden, ailesinden, sosyal çevresinden ve doğa olaylarından kaynaklı yaşadığı olumsuz olayların ve maddi manevi kayıpların kendisinde hissettirdiği çaresizlik, kötü şeyler olacak gelecekte ne olacak endişesi, ,olaylar karşısında  ne yapacağını  bilememesi, korkması ve paniklemesi, ölüm korkusu kaygıya neden olabilir. Kişinin pasif, duygusal kişilik yapısı, öz güven ve öz saygısının düşük olması,  çocukluktaki yaşadığı istismarları ve travmalar sonucu oluşan psikolojik yapısından dolayı kaygısı ile baş edemez ve kaygı o kadar artarak artık sosyal hayatını olumsuz yönde etkilemeye başlar ( sokağa çıkamaz) yaşam kalitesi kötüleşir.

     Kaygı bozukluğunun önemli sebeplerinden birisi de,  anne-babanın veya ebeveynlerin kaygılı, endişeli panik davranışları, karamsar, mutsuz, huzursuz, düşünceleridir. Bu tür ebeveynlerin yaşadığı ortamda özellikle çocukların kendilerini güvende hissetmemelerine kaygılanmalarına neden olur,  Yani kaygı örnek alınarak ta öğrenilebilen bir duygudur. Böyle durumlarda bir terapiste gidip, geçmişteki yaşantılarında kaygıyı artıran sebeplerle yüzleşmeli, kendini yeniden keşfetmeli, cesaretini, bakış açısını geliştirmeyi öğrenmeli,  kaygı ile baş etme yöntemlerini öğrenmeli,  kısacası psikolojik destek almalıdır.

     Öğrencilerde görülen en önemli kaygı bozukluğu SINAV KAYGISI ‘dır.  Sınav kaygısı yaşayan öğrenciler, başaramama ve zamanı yettirememe korkusundan dolayı başarısını gösteremeyebilirler.

SINAV KAYGISI NASIL OLUŞUR?
     TED Hatay Koleji 5-6 sınıflarda yaptığımız bir çalışmada, öğrencilerin çoğunun sınav kaygısı yaşadıklarını, bu yüzden sınav saatinde karın ağrısı, mide bulantısı, baş ağrısı, terleme gibi şikâyetler ortaya çıktığını öğrendik. Öğrencilere kendilerini kaygılandıran en önemli şeyin ne olduğunu sorduğumuzda da, çoğunluğu şu cevapları verdiler:

- Ailelerin çocuklarından yüksek beklentileri ve bunu sık sık dillendirmeleri ( tüm sınavlardan en an az 90 almalısın)

- Ailelerin çocuklarından yüksek not alan kişilerle olumsuz kıyaslaması

- Ailelerin çocuklarına olumsuz eleştiri yapması, çalışmalarını takdir etmemesi ( tembel)

- Ailelerin çocuklarına seni okuldan alacağım söylemi.

- Öğrencinin arkadaşlarım, kuzenlerim alay eder korkusudur.

- Öğrencinin Annem, Babam üzülür mahcup olur düşüncesi.

     Sınav kaygısının en temel sebebi ailenin yüksek beklentisi. Diğer sebepleri ise öğrenci yeterince çalışmamasından kaynaklanan bilgisinin yetersiz olduğunun düşünmesi. Çünkü öğrenciler genelde sınavdan önce düzenli tekrar yaparak değil de sınav gecesi ezberleyerek çalışırlar.

     Aileler çocuklar küçük yaştan itibaren sorumluluk alma ve yerine getirme alışkanlıklarını edinmelerini sağlamalılar ki ilerdeki yaşlarda düzenli olma, düzenli çalışma, zamanı iyi kullanma disiplinlerini ve yeteneklerini geliştirsinler. Çünkü başarının temelinde disiplinli olma en büyük etkendir. Böyle eğitilen çocuk zaman kaygısı, nerden başlayacağım kaygısı telaşına kapılmaz.

KAYGI İLE NASIL BAŞ ETME YÖNTEMLERİ
     Sınav kaygısı ile baş etmek için kaygı yaratan durumları ortadan kaldırmak gerekir. Probleme odaklanmak yerine problem çözümüne odaklanmak,  ne yapacağını planlayarak, karar vermek kaygıyı azaltır. Geçmişe ve olumsuz deneyimlere takılmayarak gelecek ile ilgili yapacakları kararlaştırmak, ne yapacağını bilmek ruhsal gerilimi azaltır.  Yaşanılan olumsuzlukları değil sahip olduğumuz olumlu şeyleri, mutlulukları düşüneceğiz. Mümkünse bir uzmandan yardım alıp, bizi olumsuz etkileyen olaylara pozitif bakış açısı geliştirmeye çalışacağız. Pozitif bakış açısı sadece bardağın dolu tarafını görmek olarak algılanmamalıdır. Pozitif bakış açısı ile bakarak, yaşanılan üzücü ve olumsuz olayların bize kazandırdığı deneyimlerden olumlu sonuçlar çıkararak, yeni başlangıçlarda bu deneyimlerden elde ettiğimiz olumlu sonuçları hayatımıza kazanç olarak katmak demektir. Problem çözme yeteneğimizi geliştirmek demektir. Böylelikle hayatın yıkıcı ve zorlayıcı olayları  ile daha kolay başa çıkabiliriz.    

     Diğer bir kaygı ile baş etme yöntemi ise, etrafımızdaki enerjimizi tüketen kişilerle ( enerji vampirimiz) mümkün olduğunca az görüşüp, onları mümkünse hayatımızdan uzak tutmalıyız.

     Başkalarının sorumluluklarını üstlenip, sırtımızdaki yükü ağırlaştırmamalıyız, sırtımızdaki fazlalık yüklerden kurtulmalıyız.

     Dürtülerimizi kontrol etmesini öğrenmeliyiz. Sahip olamadıklarımıza değil, sahip olduklarımızla mutlu olma sanatını geliştirmeliyiz. ( temel içgüdülerimiz,  aç gözlülük, cinsellik, saldırganlık )

     İnançlarımızı, umudumuzu, hayallerimiz hayattan zevk alma duygularımızı, güçlendirmeliyiz.

     Kişinin kendisi için bir şeyler yapması, öz bakımına özen göstermeli, spor yapmalı , huzur bulacağı Aktiviteler ve sosyal ilişkiler geliştirmelidir.

SINAV KAYGISI İLE BAŞ ETME YOLLARI
    
Sınav stresi ya da sınav kaygısının nedenlerinden olan, düzenli ve yeterince ders çalışmama, bilgisinden emin olmama halinde yapılacak

     İnsanın zekâsında bilgilerin kaydedildiği iki bölüm vardır.   Kısa süreli hafıza, uzun süreli hafıza.  Gördüğümüz, duyduğumuz, öğrendiğimiz bilgiler beynimiz tarafından öncelikle kısa süreli hafızaya kaydedilir.  Bu bilgilerimizi tekrarlarsak beynimiz gerekli bilgi diye uzun süreli hafızaya kesin kaydını yapar ve bu bilgileri kolay kolay unutmayız. Aksi halde yani öğrendiklerimizi belirli aralarla tekrar yapmazsak gereksiz bilgi olarak algılanır ve gelecek bilgilere yer açılması için silinirler. İşte bu yüzden sınavdan bir gece önce sabahla kadar ezberlenen bilgilerin çoğu sınavda hatırlanamayabilir.

     Bu gibi durumlarla karşılaşmamak için ders çalışma programı düzenleyip, ona göre her gün düzenli ders çalışarak ve tekrar yaparak bilgilerimizi pekiştirmeliyiz. Pekiştirilen bilgilerimiz uzun süreli hafızaya kaydedilir. Sınavdan önce sabaha kadar ezberlemek yerine bir gözden geçirme ile sınava hazır hale geliriz, bilgimizden emin olduğumuz içinde kaygımız azalır.  Dersi iyi anlamanın en önemli yollarından biriside dersi derste dinlemek ve anlaşılmayan yerler işaretlenip daha sonra öğretmene sormalıdır. Bu yüzden sınıf kurallarına ve ders dinleme kurallarına uymak, ödevleri günü gününe yapmak, ertesi günün ders araç ve gereçlerini okula eksiksiz getirmek derse konsantre olmak ve derse aktif katılmak bakımından çok önemlidir. Düzenli ders çalışma başarısızlık kaygısını azaltır.

     Ailelerin kaygısız, güven dolu tutum ve davranışları kaygının düşürülmesinde diğer önemli etkendir.  Aile ne kadar kaygılı ise çocuklarda o kadar kaygılı olur. Ailelerin sakin olmasını, olumsuz eleştirilerden, kıyaslamalardan, yüksek beklentilerden, not baskısından kaçınmalarını, hoş görülü, sevgili, destekleyici ve cesaretlendirici tutum ve davranış sergilemeleri çocuğun kaygısını azaltmada önemli rol oynayacaktır. Bunun yanında Anne- baba ile birlikte aktiviteler yapılabilir,  gevşeme ve rahatlama egzersizleri yapılabilir spor etkinlikleri yapılabilir nefes egzersizleri yapılabilir. Aile çocuklarına sakin ve huzurlu bir ev ortamı sunmalıdır. Sürekli olumsuzluklardan ve başarısızlıklardan söz etmek korkuyu ve kaygıyı artırır.     ( Geçen defada düşük almıştın, biliyorum şimdide öyle olacak, çalışıyorum diyorsun çalışmıyorsun, sen hep böylesin zaten gibi.)

     Çocuklarımızı her şartta sevdiğimizi, kendisinin bizim için kimse ile kıyaslanmayacak kadar değerli olduklarını, onlara güvendiğinizi, başarısızlıktan korkmamaları gerektiğini isterse ve çalışırsa başarabileceğini söylemeli ve örnek olarak da, başardıkları şeyleri hatırlatarak cesaretlendirilmeli, kaygılarını düşürmeliyiz.

     Yaşam içinde başarının sadece sınavlardan, notlardan ve okuldan ibaret olmadığını, zorluklarla baş etmenin, iyi bir insan olanın, sosyal çevreyle uyum içinde yaşamanın, dünya ve insanlık için güzel şeyler yapmanın da  büyük başarılar olduğunu anlatıp, bu konular üzerinde de bir takım bilgilenmeler ve çalışmalar yapmasına olanak sağlanmalıdır.

TED HATAY KOLEJİ PDR SERVİSİ